. e d e b i d u a l i t e

l o a d i n g

Yirmi Sekiz Asırlık Söyleşi

EURIPIDES

EURIPIDES

Sevgili Euripides, bize kendinizi anlatır mısınız? Nasıl bir hayat yaşadınız?


     MÖ 480 civarında Atina’da doğdum. Gençlik yıllarım, Atina’nın kültürel ve siyasi yükselişine tanıklık etmekle geçti. Hayatımı tragedya yazmaya adadım; ancak sık sık toplumun geleneklerine meydan okuduğum için eleştirildim. Daha sonra Atina’dan uzaklaşarak Makedonya’ya yerleştim ve son yıllarımı burada geçirdim. Hayatım boyunca, insan doğasını ve duygularını daha önce benzeri görülmemiş bir derinlikle incelemeye çalıştım.

 

Euripides için tragedya nedir?


     Tragedya, insanın duygularının ve çatışmalarının sahneye taşınmasıdır. İnsanın kendisiyle, tanrılarla ve toplumsal normlarla mücadelesini anlatır. Benim için tragedya, bireyin duygularını ve seçimlerini öne çıkaran bir sanat biçimidir. İnsanın iç dünyasını keşfetmek, tragedyanın kalbinde yer alır.

 

Euripides’in Medea’sını anlatır mısınız?


     Medea, ihanetin ve intikamın yıkıcı etkilerini anlatır. Medea, kocası Iason tarafından terk edilince, hem ona hem de onunla olan bağlarına acımasız bir şekilde saldırır. Bu trajik hikâye, insan duygularının yoğunluğunu ve karanlık yönlerini keşfetmeyi amaçlar. Medea, toplumun beklentilerini aşan bir kadındır ve bu nedenle bir yandan hayranlık, bir yandan korku uyandırır.

 

Kadın düşmanı olduğunuz söyleniyor. Bu konuda bize neler söylemek istersiniz?


     Bu suçlama, eserlerimi yanlış anlamaktan kaynaklanıyor. Ben, kadınların toplumsal rollerini ve insan doğasının her iki cinsiyet için de geçerli olan zayıflıklarını sorguladım. Kadın karakterlerimi derinlemesine ele aldım; çünkü onların iç dünyalarını anlamanın, insan doğasını anlamada önemli olduğuna inanıyordum. Medea ya da Phaidra gibi karakterler, kadınların gücünü ve karmaşıklığını yansıtır.

 

Sizce edebiyat nedir?


     Edebiyat, insan ruhunun aynasıdır. Toplumun sınırlarını sorgulayan, duyguları ifade eden ve evrensel gerçekleri arayan bir araçtır. Edebiyat, bireyin hem kendisiyle hem de toplumla olan bağını anlamasına yardımcı olur.

 

Sizce dualite nedir?


     Dualite, yaşamın zıtlıklarla şekillendiği gerçeğini ifade eder. İyi ve kötü, sevgi ve nefret, insanın içinde bir arada bulunur. Tragedya da bu dualiteyi sahneye taşır. İnsan ruhunun karmaşıklığı, dualitenin bir yansımasıdır.

 

Sizin yaşadığınız zamanda okur-yazar arasında iletişim nasıldı?


     Benim dönemimde, tiyatro, halkla doğrudan iletişim kurmanın en etkili yoluydu. Eserlerim, geniş kitlelere hitap etmek için sahnelenirdi. Yazılı metinler daha çok üst sınıfların erişimine açıktı; ancak tiyatro, her kesimden insanın bir araya gelerek hikâyeleri deneyimlediği bir alandı.

 

Biz sizden yirmi altı asır sonra dualiteyi edebiyatta uyguladık ve adına da ‘edebi dualite’ dedik. Edebi dualite hakkında ne düşünüyorsunuz?


     Bu, oldukça etkileyici bir fikir! Edebi dualite, bir eserin başka bir eserle konuşmasını sağlıyor ve anlamı derinleştiriyor. Bu yöntem, insan duygularının ve deneyimlerinin zamansız olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Tragedyanın evrenselliğiyle örtüşen bir yaklaşım.

 

Sizin bir eserinizle edebi dualite yapmak istesek, hangi eserinizi önerirsiniz?


     Medea, dualite için güçlü bir başlangıç olur. İhanet ve intikam gibi evrensel temalar, başka bir eserde farklı bir bakış açısıyla ele alınabilir. Ayrıca Bakkhalar, insan doğasının ilkel ve tanrısal yönlerini keşfetmek için uygun bir zemin sunar.

 

Teşekkür ederiz.

 

Ben teşekkür ederim. Sanat ve edebiyatla insan ruhunun derinliklerine inmeye yönelik bu çabanız, zamansız bir yolculuktur. Size başarılar dilerim; insanın hikâyesi, yazılmaya devam ediyor.