. e d e b i d u a l i t e

l o a d i n g

Yirmi Sekiz Asırlık Söyleşi

AISKHYLOS (ESHILOS)

AISKHYLOS (ESHILOS)

Sevgili Eshilos, bize kendinizi anlatır mısınız? Nasıl bir hayat yaşadınız?


     MÖ 525 civarında Eleusis’te doğdum. Gençliğimde, Pers Savaşları'nda savaşçı olarak görev yaptım ve Maraton, Salamis gibi önemli savaşlara katıldım. Daha sonra, şiir ve tiyatroya yöneldim. Hayatımı tragedya yazmaya adadım ve sahne sanatlarını geliştirmek için yenilikler yaptım. İnsanlık trajedisini, tanrıların gücü ve insanın sınırları bağlamında ele aldım.

 

Bir gece rüyanızda Tanrı Dionysos size ne dedi?


     Rüyamda Dionysos bana tragedya yazmamı emretti. Onun ilhamıyla, insanın zaaflarını ve tanrılara karşı acizliğini anlatan oyunlar yazmaya başladım. Dionysos’un bu buyruğu, sanatımın doğuşunda belirleyici bir rol oynadı. Ona olan minnettarlığımı, eserlerimde hep hissettirdim.

 

Eshilos için tragedya nedir?


     Tragedya, insanın kendisiyle, kaderiyle ve tanrılarla yüzleşmesidir. İnsan hayatının kaçınılmaz acılarını ve büyüklüğünü ele alır. Ancak tragedya, sadece bir keder anlatısı değil, aynı zamanda öğrenme ve arınma sürecidir. Acı, insana bilgelik kazandırır.

 

Size tragedyanın babası diyorlar, bu konuda ne düşünüyorsunuz?


     Bu unvan benim için bir onurdur. Tragedyanın sahneleme biçimini ve dramatik yapısını geliştirdim. Sahneye ikinci oyuncuyu ekleyerek diyalogları derinleştirdim ve koronun rolünü daha işlevsel bir hale getirdim. Ancak tragedyanın gerçek babası, Dionysos’un kendisidir; ben yalnızca onun aracısıyım.

 

Kafanıza kaplumbağa düşmüş, bu doğru mu?


     Evet, bu efsane doğrudur. Kartalın bir kaplumbağayı uçarken bıraktığı ve kafama düşürdüğü söylenir. Ölüme dair böyle bir hikâye, yaşamım boyunca ele aldığım trajik temalarla ironik bir bağlantı taşır. Hayat ve ölüm, insanın kaçınılmaz kaderidir.

 

Sizce edebiyat nedir?


     Edebiyat, insan deneyiminin sözcüklerle ölümsüzleştirilmesidir. İnsanın duygularını, korkularını ve umutlarını ifade etmenin bir yoludur. Edebiyat, hem bireysel hem de toplumsal bir arınma ve öğrenme sürecidir. Özellikle tragedya, ruhun karanlık köşelerini aydınlatır.

 

Sizce dualite nedir?


     Dualite, yaşamın özü ve çatışmanın kaynağıdır. İyilik ve kötülük, tanrılar ve insanlar, umut ve korku gibi zıtlıklar, tragedyanın yapı taşlarını oluşturur. Dualite, hem bir karşıtlık hem de bu karşıtlıkların birleşiminde doğan bir bütünlüktür.

 

Sizin yaşadığınız zamanda okur-yazar arasında iletişim nasıldı?


     Benim zamanımda, tiyatro, halkın en geniş kesimine ulaşmanın en güçlü yoluydu. Yazılı metinler azınlık içindi; ancak oyunlarım halkın gözleri önünde canlandırılırdı. Seyirciyle doğrudan temas, düşüncelerimi aktarmanın en etkili yoluydu.

 

Biz sizden yirmi altı asır sonra dualiteyi edebiyatta uyguladık ve adına da ‘edebi dualite’ dedik. Edebi dualite hakkında ne düşünüyorsunuz?


     Bu, tragedyanın doğasına çok uygun bir yöntem. Bir eserin başka bir eserde yankılanması, sanatın diyalogla zenginleşmesini sağlar. Edebi dualite, zıtlıkların ve bağlantıların bir araya gelerek yeni anlamlar oluşturduğu bir süreçtir; bu, tragedyanın ruhuyla uyumludur.

 

Sizin bir eserinizle edebi dualite yapmak istesek, hangi eserinizi önerirsiniz?


     Zincire Vurulmuş Prometheus benim önerim olur. Bu eser, insanın özgürlüğe duyduğu özlemi ve tanrılarla olan çatışmasını anlatır. Bu temalar, edebi dualite için güçlü bir zemin sunar.

 

Teşekkür ederiz.


     Ben teşekkür ederim. İnsan ruhunun derinliklerini keşfetmeye yönelik bu çabanız, sanatın gücünü ve anlamını ölümsüz kılacaktır. Tragedya ruhuyla başarılar dilerim!