. e d e b i d u a l i t e

l o a d i n g

Yirmi Sekiz Asırlık Söyleşi

HERAKLEITOS

HERAKLEITOS

Sevgili Herakleitos, bize kendinizi anlatır mısınız? Nasıl bir hayat yaşadınız?


      Ben Efes’te, soylu bir ailede dünyaya geldim. Hayatım boyunca yalnızlığı tercih ettim; çünkü kalabalıklar bana anlamsız gelirdi. İnsanların kendi doğalarından ve evrenin işleyişinden uzak yaşadıklarını düşündüm. Gözlem yaparak ve düşünerek hakikati aradım. Düşüncelerimi anlaşılması güç bir şekilde ifade ettiğim için “karanlık filozof” olarak anıldım; ancak benim amacım, hakikate yalnızca derin bir sorgulama ile ulaşılabileceğini göstermektir.

 

Size neden ağlayan filozof diyorlar?


      Çünkü insanlığın durumuna bakınca, onların cehaletleri ve yaşam tarzları beni hüzünlendirirdi. İnsanların hakikati görmezden gelmeleri, varoluşun derinliğini anlamamaları ve yüzeysel arzuların peşinden gitmeleri beni düşündürdü. Bu hüznüm, insanlığın potansiyelini görebildiğim, ancak bu potansiyelin kullanılmadığını fark ettiğim içindir.

 

Ünlü sözünüz “Aynı nehre iki kez giremezsiniz.” ile ne demek istediniz?


      Her şey sürekli bir değişim içindedir. Nehrin suları akıp gider; siz bir daha aynı nehre girdiğinizde, o artık başka bir nehirdir. Tıpkı insanlar ve evren gibi, hiçbir şey durağan değildir. Değişim, evrenin temel yasasıdır ve bu yasa, varoluşun en büyük gerçekliğidir.

 

Logos hakkındaki düşüncelerinizi anlatır mısınız?


      Logos, evrenin düzeni ve işleyişini açıklayan evrensel akıldır. Her şey, logosun rehberliğinde olur; ancak insanlar çoğu zaman bu düzeni anlamaktan acizdir. Logos, evrenin gizemini ve uyumunu ifade eder. Onu anlamak, hakikati anlamaktır.

 

Logos evreni, ruh ve ateş düşüncenizden bahseder misiniz?


      Evrenin özü, sürekli dönüşen bir ateştir. Ateş, hem bir başlangıç hem de bir sondur. Ruh da tıpkı evren gibi, sürekli bir dönüşüm halindedir ve ateşle özdeştir. Ateş, hem yok edici hem de yaratıcıdır; bu yüzden evrenin temel unsuru olarak onu seçtim. Ruh, logosun bir parçasıdır ve ateşle aynı kökenden gelir.

 

Sizce edebiyat nedir?


      Edebiyat, insanın evreni ve kendi varoluşunu anlamaya yönelik bir çabadır. Hakikate yaklaşmanın bir yolu olabilir; ancak yalnızca derin bir anlam arayışı içeriyorsa. Yüzeysel metinler, insanı oyalayabilir; fakat gerçek edebiyat, değişimin ve varoluşun özüne bir ayna tutar.

 

Sizce dualite nedir?


      Dualite, zıtlıkların birliğini ifade eder. Evren, karşıt güçlerin çatışması ve bu çatışmadan doğan uyum üzerine kuruludur. Gece-gündüz, yaşam-ölüm, sıcak-soğuk… Tüm bu karşıtlıklar, evrenin bir bütün olarak işleyişini sağlar. Bu denge, değişimin temelidir.

 

Sizin yaşadığınız zamanda okur-yazar arasında iletişim nasıldı?


      Benim zamanımda, yazılı metinler sınırlı bir azınlık tarafından okunabiliyordu. İnsanlar genelde sözlü gelenek yoluyla bilgi edinirdi. Yazılarım, birçok kişi tarafından anlaşılması güç bulunmuştu; çünkü hakikatin herkes için kolayca erişilebilir olmadığını düşünürdüm.

 

Biz sizden yirmi altı asır sonra dualiteyi edebiyatta uyguladık ve adına da ‘edebi dualite’ dedik. Edebi dualite hakkında ne düşünüyorsunuz?


      Edebi dualite, benim düşüncelerime çok uygun bir kavram. Çünkü karşıtlıkların uyumu, iki farklı eserin bir araya gelmesiyle yeni bir anlam ve bütünlük yaratıyor. Her şey değişim ve dönüşüm içerisindedir; edebi dualite, bu dönüşümün sanattaki bir yansıması olabilir.

 

Sizin bir eserinizle edebi dualite yapmak istesek, hangi eserinizi önerirsiniz?


      Fragmanlarım, dualite için uygun bir başlangıç olabilir. Özellikle değişim ve logos üzerine yazdıklarım, derin düşünce ve yaratıcı yazım için güçlü bir temel sunabilir.

 

Teşekkür ederiz.


      Ben teşekkür ederim. Düşüncelerimin hâlâ bir yankı bulması, evrenin dönüşümüne olan inancımı bir kez daha doğruluyor. Hakikati arayışınızda size başarılar dilerim.