ESARET GAZETELERİ
I. Dünya Savaşı yılları… Tarihin şahit olduğu en kanlı savaşlardan biri... Akif’in
dediği gibi:
“Kimi Hindu, kimi yamyam kimi bilmem ne bela
Hani tauna da zuldür bu rezil istila”…
Osmanlı Devleti’nin yok oluşunun başlangıcı. Almanya ile yakınlık Mehmetçiğimizi
nice cephelere sürüklemiş. Dünya ile dünya sahnesinde kıyasıya bir savaş… Bir ülke bu kadar
çok cephede bu kadar farklı milletle nasıl çarpışır, aklım almıyor bazen…
Çanakkale, Kafkas, Sina-Filistin, Suriye, Irak, Galiçya, Romanya, Makedonya, Hicaz-
Yemen, Libya ve İran cephelerinde savaşın, yokluğun, hastalığın acı yüzünü askerlerimiz
derinden hissetmekte…
Bir savaş biter de bu savaşın derin yaraları ne zaman, hangi merhemle kapanır?
Kapanmayan yaraları da var mıdır bu savaş denen illetin? Nice şehadet nice esaret doldurur
mu bu illetin midesini? Şehitler bir yana dünyanın dört bir yanına esir olarak savrulan
askerlerimizin payına ne düşmüştür bu savaştan? İngiliz’in, Fransız’ın, Romen’in, İtalyan’ın
ve Rus’un esir kamplarına gönderilen askerlerimiz cesaretten esarete doğru sürüklenirken
neler yaşamış, neler düşünmüşlerdir? Havasını, suyunu, dilini, dinini, kültürünü bilmedikleri
nice coğrafyada yaşamak zorunda bırakılan Mehmetçik; Mısır, Hindistan, Çin, Rusya,
Myanmar gibi dünyanın çeşitli ülkelerinde (Geçer, 2020, s.123) nasıl bir yaşam savaşı
vermeye başlamıştır?
Bu savaşta Genel Kurmay arşivlerine göre 202.152 askerimiz esir düşmüştü (Uçar,
2017). Bu sayıya 5000’den fazla sivili de eklemek gerekiyordu. Yaşları genellikle 15 ila 25
arasında değişen bu esirlerin 7.864’ünü subayların ve yedek subayların oluşturması ne acıydı?
Mısır çöllerinde, Hindistan’ın bunaltıcı ikliminde, Myanmar bataklıklarında,
Sibirya’nın buz kaplı dağlarında, Korsika ve Guyan zindanlarında çekilen çileler, kurulan
ölüm kampları askerlerimizin hayatta kalma mücadelesi vermelerine neden oluyordu. Hatta
Mısır’daki İngiliz kamplarında bazılarının gözleri kör edilmişti (Anadolu Ajansı). Tüm bu
fiziksel baskı ve işkencelerin yanında duydukları vatan ve aile hasreti, sevdiklerini görme
isteği giderek artıyor; psikolojik açıdan onları sıkıntıya sokuyordu.
Düşman nefesini enselerinde hisseden Mehmetçiğimiz her zamankinden daha fazla
birbirine kenetlenerek vatan toprağından ayrı geçirdikleri zamanı birtakım faaliyetlerle daha
yaşanılır hale getirme çabası içindeydiler. Bu çaba onları müzik, edebiyat ve spor gibi alanlara
yönlendirmişti. Bu alanlardaki faaliyetleriyle psikolojik açıdan rahatladıkları gibi, birbirlerine
destek de oluyorlardı. Okuma-yazma çalışmaları yaparak birbirlerine eğitim desteği
verdiler. Çeşitli gazeteler ve dergiler çıkararak edebi gelişimlerine katkıda bulunmayı
amaçladılar.
Tarihin tozlu sayfaları arasına karışarak yitip gitmeden bir şeyler yapma isteği onları
imkansızlıklar içinde eser üretmeye, bulundukları coğrafyada yaşadıkları olayları yazmaya
zorluyordu. Elle yazıp karbon kağıdı ile teksir ettikleri gazetelerde; bulundukları kampta ve
çevresinde yaşanan olayları, hayatını kaybedenlerin bulunduğu şehitlikleri, kaldıkları
bölgelerdeki Müslüman halkın her yolu deneyerek onlara yaptıkları maddi yardımları, hatta
hayatlarını tehlikeye atarak vatana dönmelerini sağlamak için hazırladıkları sahte pasaportları
anlatmaktaydılar (Anadolu Ajansı).
Yaşadıkları zulmü hem Dünya’ya hem de vatana duyurma çabası ile onlarca gazete ve
dergi çıkardılar. Sadece Mısır’da çıkardıkları gazete ve dergi sayısı 23’ü buldu. Bu gazete ve
dergiler arasında ‘Nilüfer, Ocak, Işık, Hilal ve Türk Varlığı’ gibi isimler vardı. Rusya,
Hindistan, Tataristan ve Sibirya gibi farklı kamplarda ‘Iravadi, Püsküllü Bela, Altay, Köpük,
Niyet, Ne Münasebet’ gibi bazıları mizah içeren ondan fazla gazete ve dergi çıkarıldı (Uçar,
2017).
Gazetecilik ve dergicilik faaliyetleri öylesine özenli yapılıyordu ki Krasnoyarsk’ta
yayımlanan ‘Vaveyla’ isimli dergi 101. sayısını çıkardı (Anadolu Ajansı). Kağıt ve mürekkep
kıtlığı yüzünden tek nüsha olarak basılmış olsa da esaret şartlarına rağmen bu kadar uzun süre
yayımlanmış olması bize onur ve gurur yaşatmakta… Nice isimsiz kahramanın Türk diline ve
edebiyatına uzak diyarlardan sağladıkları katkıyı düşündükçe içinde bir burukluk hissediyor
insan…
Ne acıdır ki bu edebi faaliyetler, yıllarca süren eğitim ve öğretim hayatımızda bizlere
bir kez bile anlatılmadı. Beş Hececiler’i ve Faruk Nafiz Çamlıbel’i, Garip akımını ve Orhan
Veli Kanık’ı öğrettikleri gibi ‘Esaret Gazeteleri’ni de anlatan bir edebiyat dersimiz olsaydı
keşke… Yaşadıkları tüm zorlu koşullara rağmen dilimize ve edebiyatımıza sahip çıkan
isimsiz kahramanları öğrenme şansımız olsaydı. Kim bilir belki de “tamam” yerine “tmm”,
“merhaba” yerine “mrb” yazan bir nesile dönüşmezdik. Bir milletin en önemli değerlerinden
olan dile, kültüre ve edebiyata onları kaybetmeden sahip çıkmamız gerektiğini öğrenmiş
olurduk.
Tel örgülerle çepeçevre, vatan hasreti içinde, ailelerinden uzakta, düşman süngüsü
altında, Türk diline ve edebiyatına bu denli sahip çıkma isteği bizlere de örnek olsun. Bazı
değerlerin ne ifade ettiğini yitirmeden bilmek dileğiyle…
Kaynaklar:
1. Anadolu Ajansı Erişim: [https://www.aa.com.tr/tr/yasam/esareti-cikardiklari-
gazetelerle-unuttular/92637], Erişim Tarihi: [13 Şubat 2022]
2. Uçar, A., (2017). Esir Türklerin Çıkardığı Gazete ve Dergiler. Erişim:
[https://www.basinhayati.net/birinci-dunya-savasinda-esir-dusen-turklerin-cikardigi-
gazete-ve-dergiler/], Erişim Tarihi: [10 Şubat 2022]
3. Geçer, G. O. (2020). Esarette Edebiyat ve Burma Thayetmyo Esir Kampında Türkçe
Bir Gazete: İravadi. Türkbilig, (39), 121-145.